İklim krizi nedir? Neden var? 26/02/2020 – Yayınlanma yeri: sağlık & mutluluk – Etiketler: ,

Temel mantık: d e n g e

Dünya kocaman bir canlı. Dengeleri var, aynı bizim gibi. Bazı yerleri bozulunca,  diğer bazı yerlerdeki değişimlerle bütünsel denge korunuyor.

Gezegenimizdeki hayat karbon temelli. -Yani tüm canlılar, karbon temelli bileşiklerden oluşuyor.- Bu bileşiklerin ilk üreticileri, bitkiler.

Bitkiler bulundukları ortamdan su ile mineral, havadan karbondioksit gazı alıyorlar. Karbondioksiti parçalıyor,  aldıkları mineralleri güneşin enerjisiyle karbona bağlayarak gelişiyorlar. Bu sürecin “çöp”ü oksijen; onu da havaya bırakıyorlar.

Bitkiler Dünya’daki ilk, hem de bir süre tek canlı çeşidi imiş. Öyle olunca tüm karbondioksit gazını bitirince hepsi  ölmüş(bkz. fosil yakıtların kökeni).  Sonraki zamanlarda bitkilerin yanında, “hayvan” dediğimiz ve bitkilerin ürettiği besinleri parçalayan canlılar  gelişmiş.

Yani kısaca: bitki ve hayvanların varoluşu, ancak bir arada olmaları şartı ile mümkün.

 

Atmosfer: ne idi, ne oldu?

Şu an soluduğumuz havada en fazla azot, sonra oksijen var. Oranları %78, ve %21. Yani ikisi toplam %99. Geri kalan tüm gaz ve parçacıklar %1i paylaşıyor.

Karbondioksit gazı oranı milyonlarca yıldır milyonda 350 parçacık imiş. (www.350.org  ve Türkiye uzantısı 350turkiye.org isimlerini buradan alıyor.)

Son 150 yılda biz fosil yakıtları çıkarıp yaktıkça, karbondioksit miktarı milyonda 412 parçacığa çıkmış.*** Bu fark çok minnoş sanmayalım, çünkü etkileri devasa.

 

Dünya’da 1880’lerden itibaren insanlar tarafından meteoroloji kayıtları tutulmuş. Bilim insanları ise buzullar ve  fosiller gibi doğal varlıklar aracılığı ile milyonlarca yıllık atmosfer kayıtlarını takip edebiliyorlar. Tüm bunlara bakınca, son 150 yılda insan eli ile 1,5°C civarında bir ısıtma gerçekleştirdiğimiz netleşiyor.

 

Biz insanların ve başka milyonlarca canlının yaşayabileceği sıcaklık aralığını oldukça ufak bir aralık. İnsan etkisi ile ısıtma sonucu bu aralığı ıskalamak üzereyiz

 

Nasıl oldu?

Fosil yakıt dediğimiz, binlerce yıl önce ölmüş canlıların kalıntıları. Bu canlılar öldüğünde onları parçalayacak (hayvansal) canlılar olmadığından, bedenleri toprağa değil; kömür, petrol ve doğalgaza dönüştürmüş.

Bu yakıtları sadece ısınma enerjisi olarak kullanmak insan nüfusunu etkilemediği için sorun olmamış.

Yanma enerjisini harekete dönüştürecek makineler bulduktan sonra dengeler değişmiş. Çok fazla şey yapabildikçe çoğalmışız, daha çok ve daha çok fosil yakıt kullanıp daha çok şey yapar olmuşuz.

Hem yakma işleminin kendisi, hem havaya saldığımız “şey”ler ısıtma işinden sorumlu.

 

Karbondioksit, yakın akrabası ve yine hayvansal kaynaklı metan gazı ile birlikte atmosferde güneş ışınlarının hapsolma miktarını arttırıyor, bir battaniye gibi üzerimizi yaz kış demeden örtüyor. Hava kirliliği dediğimiz parçacıklar da aynı görevi görüyor. Şu anda ekonomik büyüme sorunluluğu yanılsaması ile battaniyemizi giderek daha da hızla kalınlaştırmak üzere canımızı dişimize takmış çalışıyoruz.

Isıtma, yaptıklarımızın küçük bir kısmı. Bu kadar öne çıkmasının sebebi, şehirlerde yaşayan biz fanilerin değişimin bu yönünü hissedebilmemiz. Bu sebepledir ki, insanlık tarihinde en ortaklaşa ve çok tepki yükselten iklimi krizi.

 

Baç etmek için yeterli ve ileri(!) teknolojimiz var

Karbondioksit gazının atmosferde azalmasını sağlayacak ve %100 verimlilik ile çalışan, kendisini çoğaltan ve onaran  bir teknolojimiz var: b i t k i l e r !  (Hatırlarsanız karbondioksit  gazının normal şartlarda bitkiler için temel solunum malzemesi olduğuna değinmiştik.)

Karadaki bitki kitlesini ormanları keresteye dönüştürerek, tarımı yanlış yapıp toprağı öldürerek, dışarıdan taşıma yemle hayvanları çiftliklere tıkarak azaltmaktan vazgeçersek, yani:

Ormanları rahat bırakıp kereste olarak kullanılabileceğini bildiğimiz malzemelere yönelirsek;

Tarım için bilimin de onayladığı geleneksel ve karma teknikleri onarıcı olarak kullanırsak;

Hayvancılık şartsa bunu fabrikasyon yem, zehir ve antibiyotik ile dar alanda  yapmayı bırakıp, açık alanlarda toprak ve bitki örtüsü rehabilitasyonu “yan etkisi ile” birlikte uygularsak;

Denizlerdeki bitkileri de azaltmaktan vazgeçersek. Yani tarımı sanayi tipi yapıp kimyasal gübreleri toprağın değerli bileşikleriyle birlikte yıkanıp sulara karışmaktan alıkoyarsak ****,

Evlern “atık” sularını rehabilite edilip karasal sulamada kullanırsak,

Şimdi çöp dediğimiz organik atıkları çok çeşidi geliştirilmiş olan komposto yöntemleri ile tarımda kullanırsak,

Yani karma, onarıcı yöntemlerle gezegeni öldürmekten onarmaya geçersek, bu gidişi durdurabiliriz.

 

Toplumsal cinsiyet, siyaset, doğal dengeler

Şu anda da revaçta olan “gelişmeci” bakış açısının savunduğu “Yoksulluk çok fazla, önce yoksullukla savaşalım, sonra ‘çevre’ye bakarız.” yaklaşımı sonucunda, yoksulluk bitmedi de, en zenginlerin dahi kaçacak yeri olmadığı yerlere geldik.

Hayatı üretip ve beslemekten sorumlu ilan edilmiş kadınlar ile yöneten erkekler ayrışalı beri başlayan bu delice gidiş sonucunda hayatı yaşama şeklimiz savaş olmuş. Okullarımız, tarlalarımız, komşuluk ilişkilerimiz askeri düzende.

Elbet cinsiyet dışında da eşitsizlik sebepleri var. Ancak insanlık genelinde dağılımı en geniş eşitsizlik sebebi cinsiyet.

Doğadaki canlılar arasında topluluk dengeleri birbirini etkileyen hafif salınımlar ile korunuyor. İnsanlar olarak istediğimiz herhangi bir şey için rekabeti, mücadeleyi  ve sonunda savaşmayı temel değer olarak öğrenmiş, güçlü araçlar geliştirmiş bir topluluk olarak, doğadaki ve kendi içimizdeki dengelerle savaşır haldeyiz.

Savaş kültürünün zıttı, uzlaşı kültürüdür. Bu ise kararlar ortaklaşa verilerek sağlanır.

Katılımcılık, net %50 kotalı toplumsal cinsiyet eşitliği olmaksızın sağlanamaz.
Katılımcılık olmadan geliştirilecek her çözüm eksiktir.
Bunu bu kadar net koyalım ki, çözümlere artık geçebilelim.

 

Çözüm ne?

Hayatımızı basit ama kökten değiştirme yolu olarak her zaman, her yerde, çözümlerden konuşmayı ve uygulama talep etmeyi öneriyorum.

Bir saniyemizi daha bir sorunu haklı çıkarmaya harcamak, saçma.
Çünkü bu yaşayış ile, 8 yıl içerisinde ortalamayı 2°Cden daha fazla ısıtacağımızı garantiliyoruz.

 

Artık tek gündemimiz,  yaşamın çeşitliliğini koruyacak yöntemler ve nasıl uygulanacakları olsun. Savaşlar, ekonomik krizleri sayılar, imajlarla geçirdiğimiz onyılları bitirelim artık.

Kendi varlığımıza, tüm sevdiklerimize, vicdanımıza ve tüm hayata hiç değilse bu kadarını borçluyuz.

 

Haydi, pamuk vicdanlar iş başına! 😉

*** https://www.bbc.com/turkce/haberler-46308251 kaldığım yere dön

**** bu madde akışı,  sulak ortamlardaki dengeyi bozuyor, sulak alanlarda giderek yayılan ölü bölgeler oluşturuyor. Oysa Dünya’daki oksijenin 3te 2si denizlerden geliyor. Bu yayılan ölü alanları çok büyütürse denizlerdeki bitki-hayvan dengesi değişeceğinden,  oksijen yaymaktan vazgeçip emmeye başlaması bekleniyor. Yani zehirsiz tarım ve organik çöplerin toprağa dönüşü hem soframız, hem yaşamın kendisi için şart.kaldığım yere dön